17 Ağustos 1999 tarihinde saat 03.02'de meydana gelen ve 45 saniye süren 7.4 büyüklüğündeki Marmara Depremi'nin üzerinden geçen yıllara rağmen, o günün acıları hafızalardaki tazeliğini koruyor. Deprem felaketinde 17 bin 480 kişinin hayatını kaybettiği, 43 bin 953 kişinin ise yaralandığı bu büyük felakette, İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı ekipleri de mesleklerinin ilk yıllarında büyük bir sınav verdi. Gölcük'te görev yapan itfaiyeciler, günlerce uyumadan ve dinlenmeden, kendi ailelerinden haber bile alamadan can kurtarmak için mücadele etti. Bugün Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi İtfaiye Grubu’nda amir olarak görev yapan 28 yıllık itfaiyeci Ali Hikmet Küçükgül (52), deprem haberini gece nöbetindeyken aldıklarını belirtti. Hızla oluşturulan ekiple aynı sabah Gölcük’e hareket eden Küçükgül, bölgede yaklaşık 13 gün görev yaptı. Bir hafta boyunca büyük bir bloğun enkazında çalışan Küçükgül, görev dönüşü 14 kilogram verdiğini ifade etti. Küçükgül, enkaz altından gelen 'Kurtarın' seslerinin ve yakınlarını kaybeden insanların çaresizliğinin insanı psikolojik olarak çok yıprattığını dile getirdi. Küçükgül, enkazda karşılaştığı en ağır manzaralardan birinin bir ailenin tamamen yok olması olduğunu anlattı. Bir enkazda baba, anne ve kız çocuğunu ayakkabılık üzerlerine yıkılmış halde bulduklarını söyleyen tecrübeli itfaiyeci, bebeklere ve çocuklara dayanamadığını, bir baba olarak o anlarda enkaz başında çok ağladığını ifade etti. Depremden sonra yaklaşık 6 ay televizyon izleyemediğini belirten Küçükgül, bugün bile deprem görüntüleri karşısında kanalı değiştirdiğini ve zihnindeki 'kendi ailesi için ne yapardı' sorusunun hala kendisini yaraladığını söyledi. İtfaiye Eğitim Şube Müdürlüğü’nde amir olarak görev yapan 33 yıllık itfaiyeci Bülent Yanaşık ise deprem bölgesine ulaştığında henüz yeni evli olduğunu hatırlattı. Gölcük başta olmak üzere farklı bölgelere müdahale eden Yanaşık, olay yerine vardıklarında karşılaştıkları manzaranın tek bir enkaz değil, tamamen yıkılmış bir mahalle olduğunu belirtti. İnsanların ekipleri gördüğü anda kolundan tutup yakınlarının olduğu enkazlara götürdüğünü söyleyen Yanaşık, mola veremeyecek kadar yoğun bir can kurtarma mücadelesi verdiklerini ve İzmir'e döndüğünde ailesinin kendisini tanımakta zorlandığını aktardı. İtfaiye Eğitim Şube Müdürlüğü’nde eğitmen olan Abdül Duyulur ise deprem bölgesine ulaştığında eşinin hamile olduğunu ve kızının depremden bir ay sonra, 17 Eylül'de dünyaya geldiğini paylaştı. Duyulur, bölgeye ilk olarak Kocaeli Derince’deki TÜPRAŞ yangınına müdahale etmek için ulaştıklarını, hayatında gördüğü en büyük yangınla karşılaştığını belirtti. Üçüncü günün sonunda Gölcük'teki enkaz çalışmalarına başlayan Duyulur, yıkılan binalar ve yollarda yatan insanlar karşısında yaşadığı şaşkınlığı ve 'Bu kadar enkazı nasıl kaldıracağız' düşüncesini paylaştı. Duyulur ayrıca, eşinin kurtarılmasını bekleyen bir kadının yaşadığı trajediyi de anlatarak, artçı sarsıntı sonrası sesin kesilmesiyle birlikte adamın hayatını kaybettiğini dile getirdi.