2016 yılında şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmada, kamuoyunda geniş yankı uyandıracak kritik bir aşamaya gelindi. Alihan Kuriş Suç Örgütü'ne yönelik devam eden kapsamlı incelemeler çerçevesinde, Denizolgun'un mezarının yeniden açılmasına, yani feth-i kabir işlemine resmen karar verildi. Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından titizlikle yürütülen bu hukuki süreç, merhum bakanın ağabeyi Mehmet Beyazıt Denizolgun ve yeğeni olan AK Parti İstanbul Milletvekili Fatih Süleyman Denizolgun'un savcılığa sunduğu resmi başvurular üzerine hız kazandı. Aile fertleri, sekiz yıl önce gerçekleşen bu vefatın doğal nedenlerle açıklanamayacağını, olayın ardında organize bir suç yapısının veya karanlık bir elin olabileceğini savunarak tüm yönleriyle araştırılmasını talep ediyor. Soruşturma dosyasında yer alan ve "36 saatlik sır" olarak nitelendirilen bilgilere göre, Denizolgun'un ölümünden önceki zaman dilimi büyük bir gizem barındırıyor. Bakanın çalışanı Rufat Kadyrow'un savcılık ifadesinde, olay günü yaşanan kronolojik sıra detaylı bir şekilde aktarıldı. Kadyrow, 7 Eylül 2016 tarihinde saat 07.00 sularında patronunun Beykoz Çavuşbaşı'ndaki çiftlikte olup olmadığını kontrol ettiğini belirtti. Normal şartlarda saat 15.00'te evden ayrılması beklenen Denizolgun'dan yaklaşık 28 saat boyunca hiçbir haber alınamadığı kaydedildi. Şüphe üzerine üst kata çıkan çalışan, eski bakanı bir kanepede hareketsiz halde bulduğunu ve durumun hemen yetkililere bildirildiğini ifade etti. Olayın yaşandığı günle ilgili bir diğer dikkat çekici detay ise Denizolgun'un şoförü Murat'ın hareketleri oldu. Savcılık dosyasına yansıyan bilgilere göre, şoför Murat, eski bakanın çiftlikten ayrılmasının beklendiği saatten yaklaşık 2 saat önce bölgeyi terk etti. Bu durum, savcılık tarafından olayın zamanlaması ve güvenlik prosedürleri açısından şüpheli bulundu. Yetkililer, 36 saatlik bu kritik zaman diliminde çiftlikte neler yaşandığının ve kimlerin giriş çıkış yaptığının aydınlatılması gerektiğini vurguluyor. AK Parti Milletvekili Fatih Süleyman Denizolgun da dayısının ölümünün normal bir süreç olmadığını, bunun planlı bir eylem olabileceğine dair iddialarını yetkili makamlarla paylaştı. Ölüm anındaki fiziksel bulgular, uzmanlar tarafından "toksik belirti" ihtimaliyle değerlendiriliyor. Dr. Eray Güçlüer'in analizlerine göre, polis tutanaklarında Denizolgun'un ağzından kabarcıklı ve yoğun kan geldiği, ayrıca boyun taraflarında morluklar ve izler bulunduğu tespit edildi. Güçlüer, ağızdan gelen kan ve köpüğün tıbbi açıdan zehirlenme gibi toksik bir duruma işaret edebileceğini belirtti. Ayrıca, boyun bölgesindeki morlukların bir boğulma vakasına işaret edebileceği ihtimali üzerinde duran uzman, feth-i kabir işlemi sırasında kemiklerdeki olası kırılma, çatlama veya deformasyonların adli tıp uzmanları tarafından titizlikle inceleneceğini ifade etti. Soruşturmanın en can alıcı noktalarından birini ise olası FETÖ bağlantısı ve adli tıp raporlarındaki çelişkiler oluşturuyor. Gazeteci Bülent Erandaç, Denizolgun'un İstanbul Mimarlık Fakültesi ve Columbia Üniversitesi'nde eğitim görmüş, nezaketiyle tanınan bir devlet adamı olduğunu hatırlatarak, ölüm raporlarını hazırlayan bazı sağlık görevlilerinin örgütle iltisaklı olduğu iddialarına dikkat çekti. Dr. Eray Güçlüer ise bilimsel sürece dair verdiği bilgilerde, Türkiye'nin adli tıp alanında dünya çapında bir yetkinliğe sahip olduğunu vurguladı. Güçlüer, "Saçlar keratin isimli güçlü bir proteinden yapılıyor ve toksik madde varsa oradan mutlaka anlaşılır. Napolyon'un ölümündeki siyanür izlerinin yıllar sonra saçından bulunması gibi, Denizolgun'un diş minelerinden veya saç dokusundan alınacak örnekler, mevcut raporları tamamen çürütebilir" dedi. Bu yeni inceleme, sekiz yıllık sis perdesini aralayarak olayın bir cinayet olup olmadığını kesinleştirecek.