Maharashtra'da kadın çiftçilerin mülkiyet mücadelesi: Sertifika yetmez, toprak istiyoruz
Fotoğraf: BBC News मराठी
Maharashtra hükümetinin yeni yasası kadınlara 'çiftçi' kimliği vaat etse de, sahada çalışan kadınlar mülkiyet hakkı ve kredi teminatı sorunları nedeniyle bu adımın sembolik kalmasından endişeli.
Hindistan'ın Maharashtra eyaletinde tarım sektörünün görünmez kahramanları olan kadınlar, yeni yasal düzenlemeler ile köklü mülkiyet sorunları arasında kritik bir eşikte bulunuyor. Maharashtra eyalet hükümeti tarafından yakın zamanda onaylanan 'Kadın Çiftçi Güçlendirme Yasası, 2026', kadınların üzerlerine herhangi bir toprak kayıtlı olmasa dahi yasal olarak 'çiftçi' kimliği kazanmalarına olanak tanıyor. Ancak eyaletteki tarım iş gücünün %81'inden fazlasını kadınlar oluştururken, sahada çalışan kadınlar sadece kağıt üzerinde bir kimlik sahibi olmanın ekonomik sorunları çözmeye yetmeyeceğini savunuyor.
Satara bölgesindeki Hingani köyünde yaşayan Ujjwala Humbe'nin yaşadığı dram, sistemin eksikliklerini gözler önüne seriyor. Dokuz yıl önce eşini bir kaza sonucu kaybeden Humbe, o dönemde henüz 26 yaşındaydı. İki küçük çocuk ve geçim derdiyle baş başa kalan Humbe, toprak kendi adına kayıtlı olmadığı için bankalardan kredi alamadı. Hayatını hayvancılık ve tarım işçiliğiyle sürdüren Humbe, bugün evinde inek, manda ve keçilere sahip olsa da, bu başarıyı devlet yardımlarıyla değil, tamamen kendi emeği ve ailesinin desteğiyle kazandığını belirtiyor. Toprak mülkiyeti olmadığı için kredi, hibe ve birçok devlet programının kapıları kendisine kapalı kaldı.
Benzer bir mağduriyet Maya Ramdas tarafından da yaşanıyor. Eşini ve kayınpederini kaybeden Ramdas, resmi kayıtlarda hala mirasçı olarak yer almıyor. Ramdas, devletin sunduğu hayvancılık destekleri, ahır yapımı veya kredi gibi imkanlardan yararlanmak istediğinde, tüm belgelerin kayınpederinin üzerine kayıtlı olması nedeniyle engellere takılıyor. Mirasçı olarak kaydedilme ve hesap değişikliği süreçlerinin aşırı karmaşık ve uzun olması, Ramdas gibi kadınların ekonomik olarak sistem içinde sıkışıp kalmasına neden oluyor.
Beed bölgesinin Dharur ilçesinde yaşayan Lata Sawant ise mülkiyet hakkı için verdiği hukuk mücadelesini anlatıyor. Eşinin ölümünden sonra hem evi hem de tarlayı koruyabilmek adına mahkeme yoluna başvuran Sawant, aile üyelerinin sert direnişiyle karşılaştı. Mahkeme yoluyla ev üzerindeki hakkını kazanmayı başarsa da, tarım arazileri üzerindeki hak mücadelesi hala devam ediyor. Yeni yasa hakkında umut besleyen Sawant, "Sadece sertifika istemiyorum, payıma düşen toprağın da benim adıma tescil edilmesini istiyorum" diyerek mülkiyetin önemine dikkat çekiyor.
Konuyla ilgili uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları, yasanın sadece sembolik bir adım olarak kalmaması için mülkiyet reformunun şart olduğunu vurguluyor. All India Kisan Sabha eyalet genel sekreteri Dr. Ajit Navle, evlerde olduğu gibi tarım arazilerinde de eşlerin isimlerinin ortak olarak kaydedilmesinin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini savunuyor. Navle, kadınların gerçek adalete kavuşması için gelir garantisi, sosyal güvenlik, sosyal koruma ve ücretli doğum izni gibi haklara da sahip olmaları gerektiğini ifade ediyor.
Tarım Bakanı Dattatraya Bharne ise meclis oturumunda, kadınların isimlerinin arazilere ortak olarak kaydedilmesi konusunda gelir departmanı ile koordinasyon sağlandığını belirtti. Ancak saha çalışanları, bankaların kredi verirken hala teminat olarak toprak talep etmesi nedeniyle yasanın pratikte yetersiz kalabileceği konusunda uyarıyor. Mansande Vakfı saha görevlisi Varsha Khandekar, kadınların hayvancılık veya süt üretimi gibi işler kurmak istediklerinde bankaların ilk olarak "teminatınız nedir?" sorusunu sorduğunu, ancak kadınların üzerlerine kayıtlı hiçbir mülk bulunmadığını hatırlatıyor. Nagpur bölgesinde yaşayan tarım işçisi Sarita Mahjan ise her sabah saat 04:00'te kalkarak ev işlerini ve çocukların hazırlığını tamamladıktan sonra, 40 ila 50 kilometre uzaklıktaki tarlalara gidiyor. Gün boyu çamur içinde çalışmasına rağmen, günlük sadece 300 ila 450 rupi kazanabilen bu kadınların, resmi belgelerde hala 'çiftçi' olarak tanınmaması ekonomik güvencesizliklerini derinleştiriyor.