Küresel piyasalarda jeopolitik gelişmelerin yarattığı hareketlilik hız kesmeden sürerken, İran ile Amerika Birleşik Devletleri savaşında ilan edilen 60 günlük ateşkes sürecinin sona ermesi ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın yeni bir uzatma sinyali vermemesi tüm dengeleri değiştirdi. Yaşanan bu belirsizlik ortamı, enerji piyasalarında petrol fiyatlarının hızla yükselmesine neden olurken, Cuma günü 88,95 dolara kadar yükselen ve günü 88,52 dolardan tamamlayan Brent petrolün ekim vadeli varil fiyatı, uluslararası vadeli piyasalarda 91 dolardan işlem görmeye başladı. Ağustos ayı boyunca yükseliş trendinde hareket eden Brent petrolün varil fiyatı, ateşkes sürecinin resmen bitmesiyle birlikte dünkü işlemlerde kritik eşik olan 90 doların üzerine çıkış kaydetti. Piyasalardaki bu tırmanış bugünkü işlemlerde de ivmesini korurken, petrol TSİ 06:00 itibarıyla 91,37 dolardan fiyatlandı ve son olarak 24 Temmuz tarihindeki işlemlerde görülen bu seviyelerin üzerine çıkarak 3 haftanın zirvesine ulaştı. Petrol fiyatlarındaki bu hızlı yükseliş doğrudan altın piyasasını da etkisi altına alırken, Federal Rezerv stresini üzerinden atmaya çalışan ons altın, Orta Doğu’daki jeopolitik gerginlik ve petrolün tetiklemesiyle fren yapmak zorunda kaldı. Bugünkü ilk işlemlerde 4.436 dolara kadar yükselen ve ocak ayından bu yana süregelen düşüş trendini kırmayı deneyen ons altın, petrolün 90 doları aşmasıyla birlikte yönünü yeniden aşağı çevirerek güncel verilere göre ons başına 4.392 dolardan işlem görürken, gram altın ise piyasalarda 6.744 liradan alıcı bulmaya devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin İran ile imzalanan geçici ateşkes anlaşmasını uzatmayacağını açıklaması, bölgede barış umutlarını ve Hürmüz Boğazı'ndaki petrol ticaretinin normale dönme ihtimalini tamamen suya düşürdü. Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan çatışmaları sona erdirmek amacıyla 17 Haziran'da imzalanan ve taraflara nihai barış için 60 gün tanıyan mutabakat zaptı resmen sona erdi. Nükleer program ve yaptırımları kapsayacak daha geniş bir anlaşma hedeflenirken, Hürmüz Boğazı'nın kontrolü konusundaki derin anlaşmazlıklar sürecin çökmesine yol açtı. Anlaşmanın süresinin dolması üzerine Reuters'a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Hürmüz Boğazı ve bölge genelinde tansiyonun yükselmesine hazırlıklı olunması gerektiğini vurgulayarak, diplomatik çabaların tamamen başarısız olması durumunda Tahran yönetiminin, Amerika Birleşik Devletleri'nin deniz ablukasını kırmak amacıyla zamanında ve hassas bir askeri saldırı düzenlemeye hazır olduğunun altını çizdi. Resmi müzakereler çıkmaza girip Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump geçici anlaşmayı uzatmayı düşünmediklerini açıklasa da, perde arkasında gizli bir diplomasinin yürütüldüğü ortaya çıktı. Axios'un konuya yakın kaynaklara dayandırdığı habere göre; eski Amerika Birleşik Devletleri Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, İran Devrim Muhafızları ile yakın ilişkileri olan Iraklı Kürt bir lider üzerinden Devrim Muhafızları Komutanı General Ahmed Vahidi'ye mesaj iletti. Trump'ın damadı ve özel temsilcisi Jared Kushner da Fox News'e yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri yönetimi ile İran yönetiminin farklı unsurları arasındaki temasların oldukça yoğun olduğunu doğruladı. Krizin merkezinde yer alan Hürmüz Boğazı konusunda İran, mutabakatın kendisine boğazı Umman ile birlikte yönetme hakkı verdiğini savunurken, Washington yönetimi bu yorumu kesin bir dille reddediyor. Kendi belirlediği rota dışında geçiş yapan gemilere İran'ın müdahale etmesiyle çatışmalar yeniden alevlenmiş, Başkan Trump 7 Temmuz'da anlaşmanın artık geçerli olmadığını duyurmuştu. Öte yandan İran, boğazın yönetimi konusunda Umman ile ayrı bir anlaşmaya yaklaşırken, Trump'tan dikkat çekici bir çıkış gelmiş ve Fox News'e konuşan Trump, Amerika Birleşik Devletleri'nin uzun süredir güvenlik ortağı olan Umman'ı hedef alarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin önüne çıkması halinde ülkeyi bombalamakla tehdit etti. Çatışmaların başından bu yana çoğu İran ve Lübnan'da olmak üzere binlerce kişi hayatını kaybederken, İran güçleri süreç boyunca Umman, Ürdün, Kuveyt, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'daki Amerika Birleşik Devletleri askeri üsleri ile altyapı tesislerini hedef aldı.